Sayfalar

2 Temmuz 2017 Pazar

Kendinden Nefret


Bir sanatçının kaleminden çıkmış mektuplar, o sanatçıyı yakından tanımak isteyenlerin başvuracakları ilk kaynaklar­dır. Çünkü bir sanatkârın ruh hallerini, sevgilerini, nefret­lerini bu mektupların sıcak ve samimi satırları arasında bul­mak hiç de zor değildir.

Cahit'in kız kardeşi Nihal'e yazdığı mektupların birinde "Ben kendini sevmeyen bir budalayım. " demesi,  içinde bulun­duğu ruh halini ifade etmesi bakımından mühimdir.

Bu, kendini sevmeme ya da kendinden nefret vakıasının şâirin fizik yapısı ile ilgili olduğunu söyleyebiliriz. Ahmet Haşim gibi, o da kendisini çirkin bulmakta, boyunun kısalığın­dan ve fakirlikten yakınmaktadır. Bu mahrumiyetler, şâirin her şeyi karanlık görmesine yol açar. Alnına vurulan bu damgayı inkâr etmesi mümkün değildir. Kendisini "askerlerinin bir bir düştüğünü görüp de düşmanın ortasında yalnız başına kalan kı­lıcı kırık, tüfengi boş, süngüsü kör bir bedbaht kahraman va­ziyetinde" görür. O kadar çaresizdir. Çoğu zaman, etrafın­daki her şeyin kendisine karsı sanki gizli bir ittifak yapmış olduğu zehabına kapılır. Bu müthiş hakikat, hayat yolunda da­ima karsısına çıkacak bir heyûlâdır. Talihin bu müthiş hak­sızlığı karşısında mesut olmaktan ümidini kesmiş görünen Ca­hit, teselliyi sanatta ve muvaffakiyette arayacaktır.   Mutlaka bir şeyler yapacak, ömrünü gaye olarak seçtiği şiir uğ­runa harcamaktan çekinmeyecektir.  Aksini düşünmek Cahit'e gö­re zavallılıktır.

"O kadar zavallı değilim! Eğer düşündüğün gibi ol­saydım ilk ve son işim intihar olurdu... Fakat ha­yır yaşayacağım. Bütün bu mahzurlara rağmen talihin bütün namussuzluğuna rağmen yaşayacağım ve Nihal, sen kardeşinle iftihar edeceksin. Bunu sana vadediyorum. "

“Mesut olmamak, bedbaht olmak için şahsımda bütün şart­ları topladığım halde yasamağa karşı sonsuz bir iştiyakım vardır." demesi, onun bütün karamsarlıklarına ve şikayet­lerine rağmen yaşamayı ne kadar sevdiğini gösterir.

Yakın arkadaşı Ziya Osman da Cahit'in aşk konusundaki bedbinliklerini, hatta içki ibtilâsını da bir dereceye ka­dar bu ruh haline bağlayarak şöyle der:

“Cahit'in böyle kendinden kat kat küçük yaşlarda kızlar sevmesinin sebebini, daha lise sıraların­dan, hafta başları, Kadıköy'deki yengesine git­tiği zamanlardan beri biliyordum. .. Cahit, kendi­sinin çirkin, hiç bir kızın beğenmeyeceği, beğenemeyeceği kadar çirkin olduğuna inanmıştı. Ben­ce, erkekte güzellik veya çirkinliğin hiç bir önemi olmadığı halde, o, bu konuda aşırı bir du­yarlık gösteriyor, bunu bir kara talih sayıyordu. Ta o yıllardan beri aklımdan çıkmamış, aşağı yu­karı şöyle diyor: "Ben çirkinim, yetişkin kızlar­dan beni beğenen olmaz. Onlar tecrübelidir.  Ben ancak, küçük yaştaki toy kızları elde edebilirim, ancak onlar bana yüz verirler."  Bu sözlerden yıl­larca sonra;
Sert konuşmaya başladı aynalar mısrasını yazacak; otuz beşine geldiğinde;  Neden böyle düşman görünürsünüz Yıllar yılı dost bildiğim aynalar beytini düzecek Cahit, daha o zamanlardan, ömrümde Sükût'un Aynalar faslında yer almış, adı bile çok şey söyleyen Dar Kalıp şiirinde; Aynam, aynam bana bir devle bir cüce Halinde gösterir içimle dışımı Bu müthiş tezadı duyup düşündükçe  zaptedeyim ben haykırışımı? diye haykırıyordu. Ben de bugün Türk şiirinin, ay­nalardan en çok  dikkati çekecek kadar çok bahşet­miş şâirinin, aynalarla bu bir türlü alıp veremeyişinin sebebini daha o zamandan anlamış oluyordum. Aynı ruh kompleksi içinde yasadığını işittiğim Ah­met Haşim gibi, Cahit Sıtkı da fizik yapısından, kendi deyimiyle dar kalıbından memnun görünmüyor: sabah traş olurken seyrettiği yüzünden sonra bu yüz­den, ancak küçük kızların "hayatında ilk erkek" ola­bileceğine inanıyor; akşam demlendiği meyhanenin du­varlarında belki aynalar da bulunuyor, bu aynalar­daki hayaline gözü ilişince, belki bu yüzden de bir kaç kadeh daha atmış oluyordu."
Cahit Sıtkı, kendi şiir estetiğinde "form"a hususi bir yer ayırır ve bunun sebebini de kendi fizik çirkinliğinde arar:
"Simdi sana bir itirafta bulunabilirim: Form mese­lesine bu kadar takılıp kalmam, onun hakiki mahiye­tini 'araştırma yolunda bu kadar çalışmam fizik çir­kinliğimin mahsulüdür. İnsan mahrum olduğu şeyin kıymetini ve manasını daha iyi anlayabiliyor."

Güzelliğe karsı duyduğu zaaf da bu yüzden olmalı.